İFTAR VE SAHUR SAATLERİ AÇIKLANDI
İFTAR SAHUR
TRABZON 18.43 04.45
RİZE 18.40 04.42
ARTVİN 18.34 04.36
GİRESUN 18.48 04.51
GÜMÜŞHANE 18.44 04.47
BİR AYET
"Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?" Hud, 51
BİR HADİS
Güneş ve ay; bir kimsenin ölümü ya da hayatı için tutulmazlar. Fakat güneş ve ay, Allah'ın varlığının delillerindendir. Allah, bunları kullarına gösterir. Güneş ve ayın tutulduklarını gördüğünüz zaman hemen namaz kılmayan koşun.
HZ. MUHAMMED’İN (S.A.V.) HAYATI
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu. O’nun hayatını ve insanlık tarihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda Arabistan’ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır. İslamiyet’ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı. Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. Kabîle başkanına “Şeyh” deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayatı geçiriyorlardı. Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib (Medine) ve Tâif’ti. Mekke’de Kureyş Kabîlesi, Tâifte Sakîf Kabîlesi, Yesrib (Medine) de Evs ve Hazreç adlı Arap kabîleleri ile Kaynukaoğulları, Nadîroğulları ve Kurayzaoğulları olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu. Diğer kabîleler genellikle göçebe idiler. Kabîleler arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sebepler yüzünden savaş eksik olmazdı. Yalnızca yılın dört ayında (Muharrem, Recep, Zilka’de ve Zilhicce aylarında) harbetmezlerdi. Bu aylara “eşhür-i hurum” (savaşılması, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar) denir.
PEYGAMBERİMİZİN HAYATI
Güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu. Mekke’nin hâkimi, Kâbe ve civârındaki putların koruyucusu oldukları için Kureyş kabîlesi, diğer bütün kabîlelerden saygı görürdü. Bu sebeple Kureyşliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere seyâhat edebiliyorlardı. Hicaz bölgesindeki panayırların en önemlileri, Mekke civârında kurulmakta olan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarıydı. Bu panayırlara ülkenin dört bir yanından akın akın gelenler arasında satıcılar, iffetsiz kadınlar, şâirler, hatipler, kâhinler ve çeşitli dinlere mensup kimseler de bulunuyordu. Tâif’le Nahle arasında kurulmakta olan Ukaz panayırında, şiir yarışmaları yapılır; beğenilip derece alan şiirler, Kâbe’nin duvarlarına asılırdı. Bu şekilde Kâbe duvarında asılmış olan yedi ünlü kasideye “el-Muallekatü’s-seb’a” (Yedi Askı) denilmiştir. Müslümanlıktan önce, Arapların çoğunluğu putperestti. Yapmış oldukları bir takım heykellere ilâh diye tapıyorlardı. En önemli putlar, Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suva’, Yeğûs, Yeûk ve Nesr adlarını taşıyanlardı. Mekke’de Kâbe ve civârına 360 kadar put yerleştirilmişti. Her kâbîlenin ayrı bir putu, her putun özel bir ziyâret günü vardı. Böylece yılın her gününde putlarını ziyârete gelenlerle dolup taşan Mekke, bir ticâret merkezi olduğu kadar, putperestliğin de merkezi hâline gelmiş bulunuyordu. Arabistan’da putperestlerden başka, Mûsevî, Hıristiyan, Mecusî (ateşe tapan) ve Sâbiî dinlerine mensup kimseler de vardı. Bunlardan başka, çok az sayıda, Hz. İbrahim’in tebliğinden o devre ulaşan dinî esasları benimsemiş tek Tanrı inancında olan “Hanîf”ler vardı. Nevfel oğlu Varaka, Cahş oğlu Abdullah, Huveyris oğlu Osman ve Sâide oğlu Kuss bunlardandı.
Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke’de doğdu. 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik hayatının 13 yılı Mekke’de, 10 yılı da Medine’de geçti. Medine’de 63 yaşında vefât etti. Bu sebeple: Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatı (571-632):
a) Peygamberliğinden Önceki Hayâtı (571-610),
b) Peygamberlik Devri (610-632) olmak üzere iki kısma ayrılır.
Peygamberlik devri de:
a) Mekke devri (610-622)
b) Medine devri (622-632)
olarak iki döneme ayrılır.
Bu sebeple Siyer ve İslam Târihi ile ilgili kitaplarda, Rasûlüllah (s.a.s.)’in hayatı, “Peygamberlikten (Bi’setten) öncesi” ve
“Peygamberlik devri” diye iki devreye ayrılarak incelenmiştir.
Peygamberlikten önceki hayatını da:
1- Çocukluk devresi (8 yaşına kadar olan süre),
2- Gençlik çağı (8-25 yaşına kadar olan devre),
PEYGAMBERİMİZİN HAYATI-İRFAN YÜCEL.indd 23 17.11.2015 16:20:23
24
3- Evlilik dönemi (25-40 yaşı arasındaki devre) olmak üzere
genellikle üç bölüme ayırmışlardır. Peygamber olduktan sonra, “Mekke Devri”nde geçen olayları incelerken, tarihbaşı olarak, Peygamberliğin (Nübüvvetin) l. 2. veya 5 inci yılı gibi, Nübüvvetin başlangıcını; “Medine devri” olaylarında ise,-Hicretin, 1., 2. veya 3 üncü yılı şeklinde Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in Hicret olayını esâs almışlardır.
Soyu (Nesebi)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in babası, Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb’in kızı Âmine’dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın yukarıda, “Kilâb”da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke’lidir. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.İbrâhim’in büyük oğlu Hz. İsmâil’in neslindendir. Soyu Adnân’a kadar kesintisiz bellidir.
HZ. MUHAMMED (S.A.S.)’İN PEYGAMBER OLUŞU
1- Hira’da İnzivâ
Eskiden beri Mekke’deki hanîf ve zâhitler, recep ayında inzivaya çekilirlerdi. Her biri, Mekke’nin 3 mil (bir saat) kuzeyinde Hira (Nûr) dağında bir köşeye çekilir, tefekküre dalardı. 40 yaşlarına doğru Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kalbinde de bir yalnızlık sevgisi belirdi. O da Hira (Nûr) Dağında bir mağaraya çekilip, günlerce orada kalıyor, Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz kudret ve azametini düşünerek O’na ibâdet ediyordu. Giderken azığını da berâberinde götürüyor, bitince evine dönüyor, sonra tekrar gidiyordu.
Peygamberimizin Hayatı
Böylece Cenâb-ı Hakk, O’nu büyük vazifesine zırlıyordu. Zaman zaman “Sen Allah elçisisin...” diye kulağına sesler geliyor, fakat etrafta hiç bir şey göremiyordu. Hz. Muhammed (s.a.s.)’e ilâhi vahyin başlangıcı, sâdık rüyâlar şeklinde oldu. Gördüğü her rüya, olduğu gibi çıkıyordu. Bu hâl, altı ay kadar devam etti.
2- İlk Vahiy
610 yılı Ramazan ayının Kadir Gecesinde, ridâsına bürünüp Hira’daki mağarada düşünmeye dalmış olduğu bir sırada, bir sesin kendisini ismi ile çağırmakta olduğunu duydu. Başını kaldırıp etrafına baktı; kimseyi göremedi. Bu sırada her tarafı ansızın bir nûr kaplamıştı; dayanamayıp bayıldı. Kendisine geldiğinde karşısında vahiy meleği Cebrâil’i gördü. Melek O’na:
- “Oku” Dedi. Hz. Muhammed (s.a.s.): - “Ben okuma bilmem”, diye cevap verdi. Melek, Hz. Muhammed (s.a.s.)’i kucaklayıp güçsüz bırakıncaya kadar sıkdı. - “Oku” diye emrini tekrarladı. Hz. Muhammed (s.a.s.) yine: - “Ben okuma bilmem...” cevâbını verdi. Melek emrini tekrarlayıp üçüncü defa Hz. Peygamber (s.a.s.)’i sıktıktan sonra “el-Alak” Sûresi’nin ilk beş âyetini okudu. “Yaratan Rabb’inin adıyle oku. O, insanı alak’tan (aşılanmış yumurtadan) yarattı. Oku, kalemle (yazmayı) öğreten, insana bilmediğini belleten Rabb’in sonsuz kerem sahibidir.” Meleğin arkasından Hz. Peygamber (s.a.s.)’de bu âyetleri tekrarladı. Heyecanla mağaradan çıkarak evine geldi. Yolda ilerlerken gök yüzünden bir sesin: Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamberlik Devri (610-632) “Ya Muhammed. Sen Allah’ın elçisisin, Ben de Cibril’im” dediğini duydu. Başını kaldırdığı zaman, Cebrâil’i gördü. Korku içinde evine vardı. Eşi Hz. Hatice’ye: “Beni örtünüz, çabuk beni örtünüz” dedi. Bir müddet dinlenip heyecânı geçtikten sonra gördüklerini Hz. Hatice’ye anlattı, kendimden korkuyorum, dedi. Hz. Hatice, O’nu şu ölmez sözlerle teselli etti. “Öyle deme. Allah’a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk hiçbir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen, akrabanı gözetirsin. İşini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, Fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misâfiri ağırlarsın. Hak yolunda zuhûr eden olaylarda halka yardım edersin...