Tüm taraftar gruplarının tek ses halinde olmaları gerektiğini ifade eden Ünal, böyle bir çalışmanın yapılması halinde bu organizasyona ev sahipliği yapacaklarını açıkladı. Ünal şunları söyledi: “Trabzonspor'un şampiyonluklara ambargo koyan bir takıma dönüşmesi için sürdürülebilir başarıyı hedefleyen profesyonel bir yönetim anlayışı gereklidir. Fakat bu süreçte taraftarların ve tribünlerinde üzerine düşen görevler var. Futbolun bir endüstri ve ekonomi olduğu hepimizin malumu. Futbol takımları, artık geçmişte olduğu gibi amatör ruhla renklere gönül verenlerin aidiyet besledikleri bir kimlik olmaktan uzak birer fabrikaya dönüşmüş durumda. Özellikle dünyanın en büyük şehir takımlarından biri olan Trabzonspor gibi şehrin en büyük marka değeri, en fazla işçi çalıştıran en büyük anonim şirketi ise maalesef şehir deki bütün ekonomik faaliyetler için kazanç ve ekmek kapısı olarak konumlanıyor. Ekonomik özne olan bir şeyin sosyolojik olarak siyasallaşması kaçınılmazdır. Yani şehrin en büyük ekonomik değeri bir zaman sonra siyasal bir istismar alanına güç ve çıkar ilişkilerinin ortasında enerjisini tüketilen, kendi kuyruğunu yutan canavar bir yapıya dönüşüyor.

Fakat Trabzonspor ve taraftarı için sanırım bunun çok çok ötesinde bir sosyolojik gerçeklik var. Trabzonspor taraftarlığı taşradan gelip İstanbul'un semt takımlarının başarıları ile avunarak kendisine kimlik arayanların değil, bizzat kendi kimliği ile yarışan ve bu yarışı defalarca kazanıp Türk futbolunda ihtilal yapan bir şehir takımıdır. Bu yüzden sahipleniş şekli sadece başarıya endeksli değildir. Kulüple taraftar arasında faklı bir aidiyet ve bağ vardır.

Bu bağ sosyolojik olarak ötekilenen, hor görülen insanların müesses nizamın kendisine biçtiği rolü kabul etmeyip ayağa kalkıp mücadele edecek tüm gücünü aktarabildiği alandır. Kendi başaramadıklarını başaran bir kahramana dönüştüren de o motivasyondur. Kazım Koyuncu'nun deyişiyle, “Trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti”. Kulübün arkasında binlerce yıllık medeniyet birikimi ve kültürü var. Şehrin İstanbul ile var olan rekabeti bile 100 yıldan fazla. Birde buna rakipleri ile arasındaki mücadele kültüründeki farklılık da eklenince taraftarın takımı sahiplenişinde adı konamayan büyük bir aidiyet var. Son iki asırda parayı, gücü kontrol eden memlekete taş yağsa umurunda olmayan bir kesim var bunlar boğaz ve çevresinde otururlar. Anadolu vergi versin askerlik yapsın ama onun dışında esamesi okunmasın derler. Trabzonspor taraftarlığının arka planında oluşturduğu sosyoloji Trabzonspor'un mücadelesi ve başardıkları ile Dünyanın her yerinde milyonlarca taraftar kazanmasına sebep olmuş, Anadolu’nun direniş kahramanları Kuvâ-yi Milliye’ye benzetilme sebebi ile aynıdır.

İstanbul’a sahip olan yerleşik düzenin, bürokratik oligarşinin ve uluslararası sermaye düzeninin Anadolu halkı üzerindeki büyük psikolojik tahribatı karşısında Şampiyonlukların üç takım arasında pay edildigi, her şeyin süt liman gittigi, hiyerarşinin zerrece sarsılmadığı zamanlarda ortaya çıkıp tüm yerleşik hüküm kuralları bozan, başarı, mutluluk ve övüncün İstanbul dışına çıkmasını sağlayan, Anadolu insanının da bir şeyler başarabileceğini defalarca kanıtlayan Türkiye'de ki Ali Cengiz oyununu bozan büyük bir misyonun mirasına sahip bir takım olmasıdır. Endüstriyel futbolda kulüpler futbolu bir ekonomik faaliyet, kulübü dükkan, futbolcuyu pazarlanacak malzeme olarak görür. Elbette bu pazarlama sürecinin bir hedef kitlesi Her birine müşteri gözüyle bakılan taraftar. Taraftar ise tümüyle heterojen bir sosyolojik topluluğun adı. İçinde işçisi var, köylüsü, iş insanı, akademisyeni, gazetecisi, aydını, kadını, erkeği, solcusu, sağcısı. Futbolun sihri de burada işte. Adı sayılan tüm bu sosyal grupların Türkiye'de ortak bir hedef doğrultusunda bir araya gelebildiği tek yer ise tribünler. Taraftarı oldukları futbol takımından başka bir şey olduğunda hayatın hiçbir alanında bir araya gelemeyecek bu insanlar, futbol karşılaşmalarında can ciğer kuzu sarması olurlar. Hepsi @tsclub tan alınmış formaları üzerlerine giyerek maça gelirler. Defaatle vurguladığım gibi, tribün homojen bir yapı değildir. Kitleye hükmetme gücüne sahip ana taraftar grupları, kontrol dışında bulunan “öteki tribündeki” guruplara hep bir mücadele ve rekabet içindedir. Bu rekabeti birlikte hareket ederek büyük bir güce çevirmek elimizde.

Hem gelir farkı hem lobi faaliyetlerinde diğer camialarla kıyaslanmayacak kadar geride olan Trabzonspor eşit olmayan bir yarışta her sezon hakem hataları ve futbolda adaleti tesis etmesi gereken TFF'nin yanlı tutumuna karşı verdiği mücadelede hep duvara tosluyoruz. Saha içerisinde kalmak ve sahadaki doğruları arttırmak bir futbol felsefesi oluşturmak başarı için gerekli olsa da yeterli olmadığını hepimiz görüyoruz. Futbolun bu kadar değişkenlik barındırdığını görerek mücadele kültürümüzü değiştirmemiz birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Özellikle Trabzonspor'da Tribünler arasındaki ayrılık ve kavga Trabzonspor’a zarar veriyor. Bu durum Trabzonspor'un şampiyon olduğu sezonda tribünlerin birleşmesi ile büyük bir sinerji oluşturmuş ve tüm dünyaya yayılan şampiyonluk kutlamaları ile gövde gösterisine dönüşmüştü. Trabzonspor'un Taraftar Dernekleri ve Taraftar Gruplarının sorunlarını özgür bir şekilde ifade ederek, deneyimlerini paylaşacağı; kulüp yönetimi ve taraftar ilişkilerinin irdeleneceği; konuyla ilgili çalışmalarda bulunan akademisyenlerin bilimsel çerçevede katkıda bulunacağı; Yazılı ve görsel medya mensuplarının Medya-Futbol-Taraftar ilişkisine ayna tutacağı, tüm taraftarların katılımına açık olan bir organizasyon yapabiliriz. 1967 Trabzonsporlular Derneği olarak biz bu organizasyona ev sahipliği yapmaya hazırız. Takımın taraftarımıza çok ihtiyacı var ve buradaki bölünmüşlüğün takımı ve camiayı olumsuz etkilediği hepimizin malumu. O yüzden sağlam bir duruş eylem ve söylem birlikteliği şarttır. Yoksa doğru aksiyon alınmadığı için kaçan şampiyonluğun vebalini hiç kimse ödeyemez.

AYTEKİN AKAY

Editör: Birol Sancak