Türk Edebiyatı tarihi ile Türk Resim tarihine birlikte adını yazdıran ender sanatçılardan birisidir. Buna rağmen kimilerine göre şiir de yazan ressam, kimilerine göre ise resim de yapan şairdir. Şiirle resim sanatını iç içe yaşadığı doğrudur. Birinde çizgi, leke, renk, benek ne denli oluşturucu ise diğerinde etkin olan sözcüklerdir. Bedri Rahmi, bütün bu unsurlarla anlamlı bir dünya kurmaya ve sanatçı kişiliğini inşa etmeye çalışmıştır.
Modern Türk sanatında halk kültürü denilince akla gelen isimlerin başında gelir. Bu nedenle Bedri Rahmi’nin Anadolu coğrafyasındaki yaşanmışlıkları ve kültürel değerleri görmeye, tanımaya ve anlamaya yönelik çabası bir ömür süren öğrenciliğinin konusunu oluşturur. Doyumsuz bir iştiyakla Avşar kiliminin, Türk yazmasının, Anadolu türkülerinin ve atasözlerinin dünyasına açar kendini. Sanatında halk kültürünün tarihi ve hatıraları vardır. Bilmeceler, Yunusça söylemeler, masalsı düşler içinden dile getirişten sakınmaz şiirlerini. Bu tutumu çoğu zaman eleştirilse de ona enginlik, gönül tokluğu katar.
Şiir Defteri
Bedri Rahmi’nin çocukluğu babasının memuriyeti nedeniyle Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde geçer. Bu durum şairin halk kültürüne olan aşinalığına katkı verdiği gibi, sonraki yıllarda baş gösterecek olan okula/okumaya karşı bir soğukluk hissetmesine de neden olmuş gibidir. İlkokul bitene kadar beş şehirde yaşamak kolay olmasa gerektir. Trabzon Lisesinde öğrenci iken okuldan önce sıkıldığı, sonraları büsbütün koptuğu sır değildir. Babası Rahmi Beyin uğraşları, yaşadığı çaresizlikler aile içi yazışmalara yansımıştır. Olup bitenlerin farkında olan Bedri Rahmi de gelişmelerden mutlu olmadığını belirtir. Bu nedenle İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne adeta hayata yeniden bağlanma ümidiyle yazılır. Sanatı sevmesi, yeni şeyler öğrenmesi, eserler meydana getirmesi akademiyi benimsemesinde etkili olur. Okulda değer verdiği, yeteneğine katkı sağladığı hocaları vardır. Bunların arasında Ressam İbrahim Çallı ile Şair Ahmet Haşim’i öncelikle anmak gerekir.
Bedri Rahmi, henüz lisede okuyorken dergilerde şiir ve hikâye yayımlayarak kendini kanıtlama yolunda adım atmış bulunuyordu. Tuttuğu deftere bakılırsa akademide de şiir yaşantısına kesintisiz devam ettiği görülür. Bu defter, şiirleri hakkında bir değerlendirme yapması için Ahmet Haşim’e verildiğinde bir anının konusu olur, özel bir anlam kazanır. Günün modasına uygun, serbest vezinle yazılmış şiirlerdir yazılanlar. Sanatı seste, sesi aruz ölçü biriminde kabul etmiş bir üstadın düşüncesi ile karşıt bir durum vardır orta yerde.
Ahmet Haşim, defteri birkaç hafta cebinde taşır. Genç şair merak içindedir. Derken defter, “ vallahi”, diye başlayıp, “serbest nazım ustaları kadar mükemmel!” diye biten bir cümle ile genç şaire teslim edilir. Bu teslim edişte defterden çok daha fazlasının verildiğinde kuşku yoktur. Artık derin bir nefes alıp, ileriye doğru bakmanın ve yürümenin vaktinin geldiğine inanmak kalır geriye.
Yıldız Salkımı
Yaradana Mektuplar (1941) şairin ilk şiir kitabıdır. Bu şiirlerde şair, mutlak kudret sahibi Tanrının karşısında tekil bir insan olarak hayranlıkları, şaşkınlıkları, katlanması güç durumları içinde görülür. Şairin, Tanrıyı, “Yaratan” olarak nitelemesi, varlığa gelişle birlikte, varlık oluşta sunar gizemini. Bu gizem bazı şiirlerde hayranlık uyandıran bir hayat tasavvuruna dönüştürür her şeyi. “Işık gibi südün / İnsan gibi dölün / İsa gibi kulun / Kur'an gibi dilin var / Ben senin hayranınam!”, der örneğin. Hayat sahibi olmayı lütufların en değerlisi saydığında şüphe yoktur. “Işık dedi ki: Renklerden, kokulardan, / Seslerden önce koşup geldim / İnsanoğluna nur topu gibi / Bir müjde getirdim, /Adı candır.”
Işık, Bedri Rahmi’nin dünyasını anlatan en uygun sözcüklerin başında gelir. Yaşamı sembolize eder. Uykunun bile gün ortasında olanı, hatta bunun upuzun bir yaz günü olması dikkate değerdir. “Başımı bir yaz öğlesinin dizlerinde unutup / Ayaklarımı mavi çakıl taşları dolu berrak / Bir uykuya uzatarak: Uyumak!”
Işık’lı dizelerin en güzeli gece yıldızlı gökyüzünü izlerken söylenmiş kısım olsa gerektir: “Penceremin önünde deliklerden ışık boşanan / Kocaman bir gemi durdu / Yarab! Benim de içimde bu kadar ışık yansa / Dünyalar benim olurdu. / Senin en karanlık göklerinde salkım salkım yıldızların var / Benim içimde insan ayağı değmemiş karanlıklar”
İçtenliği ile dikkat çeken şiirleri vardır Bedri Rahmi’nin. Irmak gibi berrak, gün gibi açıktır dizeleri. Hangi hal üzereyse sözü o hal ile biçimlenir. Zaten şiiri, bir anın kelimeye düşmüş hali olarak tanımlar. Dolayısıyla gündelik hayat içindeki hali neyse şiirinde de o olmaya çalışır. Bu nedenle iyimserlikleri, kırgınlıkları, dünyada oluşa dair sorgulamaları kabul ile ret arasında farklılıklar gösterir. Kendisiyle çeliştiğine de, sıradanlığa düştüğüne de tanık olunur bu yüzden. Her şeye karşın şiirleri lezzetlerin, renklerin, meyvelerin içinden canlı bir dünya kesiti sunar. Hayatta olmak, yaşamak doyumsuz hazlar ile var olurlar onun şiirlerinde.
Çatalkara
Bedri Rahmi’nin şiirleri Tanrı ile kurulan bağ dışında yaşama sevinci, aşk, kadın, Anadolu sevgisi ve tabiat gibi konuları ihtiva eder. Her bir tema etrafında onlarca yetkin örneği bütün şiirleri içinde bulmak mümkündür elbette. “Seni düşünürken / Bir çakıl taşı ısınır içimde / Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar / Bir gelincik açılır ansızın / Bir gelincik sinsi sinsi kanar” dizelerindeki gibi duygunun tabiat unsurları aracılığı ile aktarıldığı canlı tablolar onu çok daha iyi tanıtır gibidir.
Bedri Rahmi’ye göre şiir anlatmaz, gösterir. Bu tanımda onun ressam oluşunu görmemek imkânsızdır. Bir başka düşüncesinde ise şiir, şekil bulmuş resim, resim ise şekillenmiş şiir olarak tanımlanır. Bu nedenle olsa gerek gözle görülür olana, imajlara fazlaca yer veriri şiirlerinde. “Karadutum, çatalkaram, çingenem” dizesi Bedri Rahmi’nin bu yönünü açık eden en güzel dize hükmündedir.
Bedri Rahmi’nin şiirlerini okurken insan, kalabalık kentlerde yaşama telaşının unutturduğu değerlerle karşılaşır. Pek çoğu Anadolu kültürel ikliminden ya direkt ya da dolaylı etkiler taşıyan yaşantılardır bunlar. En temel olanı da geleneksel ve doğal olandır...