On bir ayın sultanı Ramazan ayındayız. Tuttuğumuz ve tutacağımız oruçları Rabbim kabul eylesin. Ekseriyetle yıllardır aynı şevk ve heyecanla Ramazan ayını bekler ve oruçlarımızı tutarız. Oruç hakkıyla tutulduğu zaman insanı her yönüyle rahatlatan bir ibadettir.

          İnsülin direncini azaltıp kan şekerini dengelemekten tutun da kalp sağlığı, beyin sağlığı ve bağışıklığın güçlenmesine kadar birçok faydası bulunan oruç ibadetinin faydalarını yalnızca bizler değil Müslüman olmayan bilim adamları bile söylüyor.

          Faydaları saymakla bitmeyen oruç ibadetini maalesef yine de tam anlamıyla yerine getiremiyoruz. Bugün biraz da orucu yanlış anladığımız ya da eksik tuttuğumuz taraflarını dile getirmek istiyorum fakat şimdiden söyleyeyim, elbette fetva makamı değilim benimki sadece kişisel görüş ve tespitlerim.

          Oruç sadece aç kalmayla ilgili bir zaman dilimi değildir. Oruç ruhumuzun arınışı ve sanki yeniden dirilişi gibi o büyük gün gelmeden kendimizi yeniden hesaba çekip inzivaya çekilmedir. Yoksa oruç elbette sahurda tıka basa yiyip iftara kadar uyumak değildir. Bunu yapabiliyor muyuz?

           Oruç yediğimizi içtiğimizi ve şaşalı sofraları göstermek değildir. Oruç bir sofranın başında, bir fakirle aynı açlığı hissedip paylaşmaktır. Bir lokmanın kıymetini en çok bulamayanlar anlar. Oruç; Gazze’de Filistin ve daha birçok savaş bölgelerinde bir lokma bulamayan insanları düşünmek, anlamak ve onun için sahip olduklarımıza çokça şükretmektir. Çokça şükredip bu ayda özellikle Allah’a daha yakın hissedebiliyor muyuz?

            Oruç bu ayda indirilen Yüce Kuranı, sadece bu ay için değil diğer aylarda da ve hayatımızda hakkıyla anlamıyla okuyup anlamak ve tatbik etmektir. Oruç gönlümüzü ve ruhumuzu kötülüklerden arındırmak, uzaklaştırmak, kırdığımız kalpleri onarmak, vicdanımızı temize çekmektir. Kırdığımız kalplerden, hakkını yediklerimizden özür dileyebiliyor muyuz, affedebiliyor muyuz?

           Oruç fitre ve zekâtların sahiplerine ulaştırıldığı, yardım ve dayanışmanın zirve yaptığı bir aydır. O yüzden bir yetimin yüzündeki tebessüm, bir yoksulun ihtiyaçlının duası, bir yaşlının gözündeki minnet olabiliyor muyuz? Sadece mideyi değil, kalpleri ve yürekleri de doyurabiliyor muyuz?

            En önemlisi kalabalıklar arasında yalnızları bulabiliyor muyuz? Yarasına bir merhem olmak isteyenin merhemi olabiliyor muyuz? Ruhumuzu dinlendirip asıl huzurun tüketmekten değil paylaşmaktan ve sadeleştirmekten geçtiğini görebiliyor muyuz? Her yönüyle israfa ve fazla harcamaya dur diyebiliyor muyuz?

             Ve bayram geldiğinde küs olduklarımızla yeniden barışabiliyor muyuz? Ramazanın bize kattıklarını sadece bu aya özel değil hayatımıza tatbik etmeye, bundan böyle kendimize söz verebiliyor muyuz? Ne mutlu Ramazanı hakkıyla geçirip Ramazanın güzelliklerini sadece bu aya özel değil hayatına tatbik edebilene.

             Sözlerime son verirken, vicdanı ve imkânı olanlar için her yazımda hatırlatıyorum, deprem ve deprem bölgesindekileri ne olur unutmayın, her daim hatırlayın. Gazze’de şimdilik sözde ateşkes olsa da unutma, unutturma! Sağlıcakla kalın.