Bir şarkı gibi gelse de ne yazık ki gerçek bu. Bir aydır, daha önce yirmi yıl yaşadığım şehirdeyim. İstanbul'da... Her şey çok değişmiş. Nostalji yaptığım da oldu...

Gelişigüzel seyahat etmeye çalıştığım da...
Zaman zaman "iyi ki kaçmış kurtulmuşum bu şehirden" desem de kendimi kandırmak için kulp bulmaya çalıştığımı anladım.
Şehrin ne günahı vardı ki?
Boğazı, tarihi yapıları ile tüm dünyanın dilindeydi.
Hem, Napolyon da "Dünya tek bir devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu" diye noktayı koymuştu.
***
Canına okumuşuz şehrin.
Özellikle sabah ve akşamlar...
Mesai başlangıç ve bitiş saatleri...
Allah, İstanbul'da yaşayanlara dayanma gücü versin.
O nasıl bir izdihamdır öyle?
Ne eski İstanbul kalmış ne de eski İstanbullu...
Tamam, metrobüs var, metro, tramvay, Marmaray, boğaz köprüleri...
İyi ki de varlar.
Fakat kent sakinleriyle bir şekilde gelip geçenler için tam bir işkence...
İnsanların yüzüne de yansıyor bu stres, sözlerine...
O yüzden kimseye de bir şey söyleyemiyorsunuz.
Oturanın da ayakta duranın da elinde telefon, olmazsa olmaz yani...
Bence "ulaşım rezaleti" aynı zamanda bağımlılık yapıyor.
Ne yapsın milyonlarca insan?
Mecburen telefona sarıyor.
***
İstanbul, Türkiye'nin yükünün yarısını taşıyor.
Başkent Ankara olmuş ama siyaset onda, ticaret ve sanat da...
Bu yüzden bir mücevher o...
Tarihin derinliklerinden gelen bir armağan...
Güzel hizmetleri sıralayıp kendimizi kandırmayalım.
İstanbul ölüyor.
Aldığı son göçlerle daha da ağırlaşan bir sorunla karşı karşıya...
Ziya Paşa'nın yıllar önceki sözünü, ben, İstanbul için alıyorum.

İdrak-i maâlî bu küçük akla gerekmez
Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez
 

Bu İstanbul, o kadar ağırlığı kaldıramaz.
Nokta.
Gözbebeğimiz bu masal şehir gibi onca şehrimiz göz göre göre yaşanmaz hale geliyor.
Müslüm Gürses de aşktan, hasretten bahsettiği “Bu Şehirde Yaşanmaz” şarkısını "Her gün çile çekmek yaşamak değil" diye bitiriyor.
***
Saygıdeğer okurlarım,
Saygıdeğer siyasiler,
İstanbul için geç kalıyoruz.
Bu harikulade şehir, hiçbir siyasi hesaba kurban edilemeyecek kadar değerli bir mücevher gibi boğazı süslerken...
Otuz beş yıl önceki endişelerim ne yazık ki hâlâ devam ediyor.

İSTANBUL BİR MASALDI
...
İstanbul İstanbul’a aşıktı
İstanbul aşıklarının gözlerinde
efsunlu bir ışıktı
İstanbul
genç kızların yürek yarasıydı
delikanlıların başlık parası
İstanbul’a el değdi
vahşice
nazar değer gibi
İstanbul İstanbul’u selâmladı
bulutların üzerinden
boynunu eğer gibi
İstanbul bu değil
İstanbullu hiç
İstanbul bir masaldı
başına gelenler
başını belâya saldı
gözyaşı deniz oldu
deniz denizkızı
soluğu Kızkulesi'nde aldı
İstanbul çok duygusaldı
içinden geçenler
için için
güya İstanbul’u kıskanıyorlar
İstanbul’u bir dev sanıyorlar
İstanbul bir cüce
İstanbul küçüldü kısaldı
uyanın dostlar
uyanın
İstanbul bir masaldı