Akdeniz Bölgesi'nin alâmet-i farikası olan Kıbrıs adası bugüne dek çok kere el değiştirmiştir. Osmanlıların adayı fethinden evvel burada; Mısırlılar, Hititler, Yunan (kolonileri), Fenikeliler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, İngilizler, Cenevizliler, Memlûkler, Venedikliler…vb. milletler yaşamıştır.

Ortodoks Kıbrıs Rumları çok kere Katolik Venediklilerin zulüm ve baskılarına maruz kalmışlardır. Venediklilerin baskılarından bunalan Rum ahalisi İkinci Selim’e bir elçi göndererek adayı Venediklilerden almasını istemiştir. Osmanlı İmparatorluğu o sıralarda Akdeniz’e hâkimdi. Kıbrıs’ın alınmasını kolaylaştıracak pek çok sebep mevcuttu. Bunu düşünen Osmanlılar, 1570–1571 yılları arasında 50 şehit karşılığında Kıbrıs’ı fethetmişlerdir. Bu durum Rumları sevindirmiştir. Hatta bu savaş sırasında Rumların Türkleri destekledikleri rivayetleri de mevcuttur.

           

Kıbrıs’ın Osmanlılara geçmesi Hıristiyan âlemini çileden çıkarmıştır. Çünkü Kıbrıs adası Hıristiyanlığın son ve en kuvvetli kalesi olarak görülüyordu. Mevcut durum Hıristiyan âlemini korkutuyordu. Yeni alternatifler arıyorlardı. Ada’nın Türklerin elinden alınması yolunda senaryolar üretmeye başlamışlardı. Rus ve Fransız misyonerler, bir Noel gecesi adada uykuda bulunan Türklerin katledilmesini teklif etmişlerse de bu planın uygulanması mümkün olamamıştır. Bu planın gerçekleşmesi Hıristiyan dünyasını daha da azdıracaktı.

           

Çok zor şartlar altında alınan Kıbrıs adası 12 Temmuz 1878’de bir oldubittiyle geçici olarak İngilizlere verilmiştir. Bunun sebebi Osmanlı ordusunun Ruslar tarafından köşeye sıkıştırılması ve adayı savunmada güçlük çekmesiydi. Kıbrıs’ı Venediklilerden alırken bize yardım eden Rumlar, bu sefer tam 180 derece dönerek adanın İngilizlere verilmesine sevinmişlerdir. Çünkü Kıbrıs yönetiminin İngilizlerin emrine verilmesi Rumların ENOSİS gayelerinin (ütopyalarının) gerçekleşmesini kolaylaştırmıştır. Daha sonraki yıllarda ada, Türklerle Yunanlıların ortaklığına bırakılmıştır. Bu ortaklık daha çok Yunanistan'ın menfaati için yapılmıştır. Onun içindir ki bundan sonra pürüzler peş peşe gelmeye başlamıştır.

           

Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan ile Kıbrıs'taki Türk ve Rum toplumları arasında 1959'da imzalanan Zürih ve Londra Anlaşmalarıyla kurulmuştu. Anlaşmada imzası bulunan bu üç ülke Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantörü olmuştu. Uluslararası antlaşmalar uyarınca 1960'da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasasında Kıbrıs Türklerine ve Rumlara eşit siyasî hak ve statü verilmişti. Fakat Enosis hedeflerini gerçekleştirmek için silahlanan Rumlar, Yunanistan'ın da desteğiyle 1963-1974 yılları arasındaki 11 yıllık süreçte Kıbrıslı Türklere uyguladıkları baskı, zulüm ve ambargoyu ara vermeden sürdürdüler. Devam eden süreçte Rumların Enosis (Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması) emelleri doğrultusunda; Türkler, baskı ve silah zoruyla cumhuriyetten dışlandı.

           

1955–1974 yılları arasında Türklere karşı yapılan EOKA saldırılarında büyük bir artış görülmüştür.103 tane Türk köyü ateşe verilmişti o zamanlar. Otuz bin Türk, bir anda göçmen konumuna düşürülmüştü. Camiler ateşe verilmişti. Kıbrıs’ta büyük bir kaos yaşanıyordu. Bu yıllar Türk’ün en talihsiz ve bedbin durumlarına sahne oluyordu. Dünyanın hakim devletleri üç maymunu oynayarak bu vaziyetleri görmezlikten geliyordu. Yardım elini uzatan ve Türk soydaşlarına sahip çıkan sadece Türkiye’ydi. Rumlar İkinci Barış Harekâtı’na kadar Türklere her türlü zulmü reva görmüşlerdir. Her türlü bıktırma taktiğini küstahça uygulamışlardır.

           

TSK kod adı "Atilla Harekâtı" olan İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı döneminde Türkiye'de Bülent Ecevit'le (CHP) Necmeddin Erbakan (MSP) hükümetlerinin koalisyonu vardı. Bu iki liderin ortak kararıyla 20 Temmuz 1974'te harekât başlatılmıştır. 20 Temmuz-18 Ağustos 1974 tarihleri arasında dört hafta bir gün süren harekât, gözü dönmüş Rumların baskı, zulüm ve katliamlarına maruz kalan mazlum Kıbrıs Türk'üne bir nebze de olsa nefes aldırmıştır.

           

Bir mecburiyet haline dönüşen İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı da uzun vadeli bir huzur ortamı sağlayamamıştır. Durum sürünceme de kalmıştır. Bugünkü meseleler, yüzyılların birikimidir. Rumlar bugüne kadar asla uzlaşmaya yaklaşmamıştır. Hep yıkıcı olmuşlardır.

           

Gelinen noktada İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan bugüne tam 50 sene geçmiştir. Fakat Rumların Enosis hayalleri zihinlerinden bir türlü silinmemiştir. Öte yandan dünyanın hakim güçleri Kıbrıs Rum Kesimi'ni Avrupa Birliği'ne alarak kimden taraf olduklarını bir kez daha açıkça göstermişlerdir. Barış süsü verilen planlar da hep Rumlardan yana ve art niyetli olmuştur. Kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın, Türkiye olarak ilelebet KKTC'nin yanında olmaya devam edeceğiz. KKTC bizim kırmızı çizgimizdir. Bu böyle biline!